Ahmet Sula’nın “Odak” Adlı Eseri, Büyük İlgi Görüyor

Ahmet Sula “Ne olmak isterdin?” sorusunu: “Ressam ya da müzisyen” diye cevapladı düne kadar. Tövbe etti. Bundan sonra “Yaptıklarımı yapabilmem için yaşadıklarımı yaşamam gerekiyormuş; razıyım bana yazılana her ne isem o olmak isterdim.” cevabını vermesi gerektiğini öğrendi.

Kötüler ile mücadele ederken iyileri tanıdığına değinen Polis Müfettişi Emniyet Müdürü de olan sanatçı Ahmet Sula‘nın “Odak” adlı çalışması büyük ilgi görüyor.

Sergiyi gezen birisinin henüz isim vermediği çalışmasında bir odak aramasının kendisinin dönüm noktalarından biri olduğuna dikkat çeken Ahmet Sula, “Odak” isimli çalışmasına uzun süre isim aradığına dikkat çekerken eseriyle ile ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Bir odak noktası ararken, insana odaklanır da insan; arkasındaki ayı görmez, kanadı kırık bir kuşu, anneden ayrı tayı görmez, dikkat eder ve görür, her nesneyi ve ahengi, bu sefer ardındaki, o büyük ustayı görmez…”

Ahmet Sula, “Ne olmak isterdin?” sorusunu: “Ressam ya da müzisyen” diye cevapladı düne kadar. Tövbe etti. Bundan sonra “Yaptıklarımı yapabilmem için yaşadıklarımı yaşamam gerekiyormuş; razıyım bana yazılana her ne isem o olmak isterdim.” cevabını vermesi gerektiğini öğrendi.

İlk emrin “Oku!”, yaratılan ilk varlığın “Kalem” olduğunu duydu. Yazıyla başladı sanat hayatına. Okumanın, bir yazıyı okumaktan ibaret olmadığını öğrendi zamanla. Gördüğü her şey, okunacak bir şeydi hakikatte.

Çizginin yazı, yazının resim, resmin söz olduğunu anladı. Bir kağıt getirdiler çiz diye. Çizdi attı… Sonra bir manifesto yazdı her eserine…

Anadolu insanının sanatından dünyanın mahrum kalmamasını diledi, bilinmek istedi…

“‘Oku!’ denmiş ilk emirde ‘bak!’ değil. Alnımızın ta ortasına çakmışlar yazıyı, nasıl geçerim yazmaktan, nasıl koymam tuvalin bir yerine? Kaç nesne sığar bir çerçeveye? Okuduklarımı yazdım sana. Sorma, yazdıklarımı ve yazamadıklarımı anlat bana…

Gel! Yaklaş! Bak! Gör! Oku! Bu dar çerçevenin içindeki küçük resim, dışındaki koca dünyadan seni haberdar etti mi? Eğer etmediyse ikimizden biri yırtsın manadan habersiz sinesini. Yok eğer ettiyse, o halde çık! Şimdi gir kendi içine…”